Konuşmanın, görmenin asla yetmediği, her yerde onu aradığınız; zaman zaman bir kabus hali zaman zaman ise sebepsiz gülümsemeleriniz altında yatan gizli özne. Genel kanının aksine bir başka varlığa duyulan derin sevgi, beyinde başlıyor. Aşka dair anlamlandırılamayan birçok durumu anlamak ise, beynin harekete geçirdiği hormonlarda gizli.

Sürekli onu düşünüyor, hakkındaki her şeyi merak ediyorsun. Tamamen zıt karakterlerin çarpışması sonucu dipsiz bir kuyuya düştün veya derin bir okyanusta ruh eşini buldun. Koşullar, şartlar ne olursa olsun, genel kanıya bakılırsa aşk milyarlarca farklı bünyede benzer sanrılarla kendini gösteriyor.

Güçlü bir duygu durumu olan aşk, bilinenin aksine kalpten değil, beyinden geçiyor. Elbette aşk pratikte kalpte tezahür ediyor ama Eros’un okları göndermesi gereken yer, kesinlikle beyin olmalıydı çünkü kalbi harekete geçiren yani aşkı başlatan karmaşık sistem tamamen beyinde saklı. Peki, soyut bir kavram olan aşk nasıl bu kadar güçlü etkilerle, beyninizi baştan aşağı sarıyor?

1) AŞK VAR MI, YOK MU?

Tüm tanımları, romantik hikayeleri bir kenara attığınızda şüphesiz, adı her ne olursa olsun iki insanın birbirine duyduğu sevgi, merak ve heyecan halinin benzersiz bir duygu durumu olduğunu fark edersiniz. Ne yazık ki, onu her gördüğünüzde midenizde uçan kelebeklerin, kısacık bir anı tüm gün düşünmenin bilimsel karşılığı pek romantik değil. Tüm bunların tek bir açıklaması var; beyninizin size gönderdiği iyi bir doz feniletilamin…

İlk görüşte aşktan sorumlu olan feniletilaminin en bilindik ve en önemli rolü, duygusal bağlanma, aşk gibi durumlarda yüksek miktarda dopamin ve noradrenalin salgılanmasına yol açmasıdır. Bu kimyasallar; cinsel tutku, romantik ilişkiler, mutluluk ve sinirlilik gibi hislerin oluşumu ile doğrudan alakalıdır.

2) ARZULARIN, HAREKET HALİ: DOPAMİN

Aşkın kimyasını anlamak ve çözmek bilimsel olarak pek de zor değil. Onu düşünürken ya da her gördüğünüzde harekete geçme, sevme, keşfetme, daha fazlasını bilme, daha ileri gitme arzusunu güdüyorsanız; dopamin hormonunun etkisi altına girmişsiniz demektir.

İnsan beyni, dopamin denilen mutluluk hormonunu salgılamaya başladığı anda, bir nevi iki kişi arasında özel bağların da temeli atılmış oluyor. Dopamin, insan beyni üzerinde güçlü bir uyarıma neden olur ve zamanla bu haz sürekli aranmaya başlar. Motivasyon ve eylem için itici bir güç dopamin, sizi sevdiğiniz kişiye yaklaşmaya iter. Beyninizde salgılanan dopamin miktarı azalınca, beyin uyuşturucu madde yoksunluğuna bağlı belirtiler gösterir. Yaşanılan güzel anları, o eşsiz heyecanı kaybetmenin korkusu ve acısı da bu hormonun azlığına bağlı olarak ortaya çıkıyor.

3) AŞKIN HALLERİNİ ANLAMLANDIRMAK

Serotonin, 1945-50'de ‘sulu sıvı’ anlamına gelen Latince serum ve en geniş anlamıyla ‘canlandırıcı bir ilaç’ anlamına gelen Yunanca tonikos'tan türetilmiştir. Sosyal bir kimyasal olan serotonin, öncelikle davranış ve ruh halini düzenlemekten sorumludur. Bu hormon; sosyal davranış, ruh hali, hafıza, iştah, sindirim ve cinsel arzunun düzenlenmesine yardımcı olan hayati bir nörotransmiterdir.

İlginç bir şekilde, iki insanın arasındaki cinsel çekim aşamasında serotonin seviyeleri düşmeye başlıyor. Bu veri, aslında aşkın melankolik ve acı tarafının da bir nevi açıklaması niteliğindedir çünkü serotonin hormonunun az salgılanması aşk acısını körüklüyor hatta dayanılmaz hale getiriyor. Aşık olanlarda, serotonin hormununun kan düzeyi, normal insanlara göre yüzde 40 daha düşüktür. Bu durum lüuoraşık olanların depresyona çok yatkın olduklarını göstermektedir. Öte yandan zaman zaman takıntılı aşık hallerine bürünmenize neden olan horman da serotonindir çünkü serotoninin aşırı artışı takıntıyı tetikler.

4) BAĞLILIK, ARZUYU NEDEN ÖLDÜRÜYOR?    

Bağlanma, uzun süreli ilişkilerde en baskın faktördür. Çekim ve cinsel dürtüler, hemen hemen her romantik ilişkinin getirisi olsa da bağlanma arkadaşlıklara, ebeveyn bağına, sosyal samimiyete ve diğer pek çok kavramı da ilgilendiriyor. Bağlanma hissinde etkili iki ana hormon ise oksitosin ve vazopressindir.

Beyin, bir bağlanma molekülü olan oksitosini salgılandığında arzu edilen, sevgi duyulan kişiyle temas kurma isteği uyandırır. Kucaklaşma hormonu olarak da bilinen oksitosin, bağlanmayı ve sevgi duygularının gelişimini destekleyen günlük hassasiyet sırasında da salgılanır. Ancak fiziksel yakınlık, eksikliği ortadan kaldırarak arzuyu engelleme eğilimindedir.

Sadakat hormonu olarak da bilinen vazopressin ise, bağlılık duygusunu yükseltir. Vazopressin hormonu aşırı salgılandığında, kişilerde sadakat ve tek eşlilik arzusu yükselir. Hatta hayvan deneyleri gösteriyor ki, çok eşli bir memeli, vazopressin hormonu yükseltildiğinde tek eşliliğe kolayca geçiş sağlayabilmektedir.    

Yapay zeka bu kez metni müziğe çevirdi Yapay zeka bu kez metni müziğe çevirdi

5) TAKINTI VE AŞK

Aşk hakkındaki en acı tecrübeler, genellikle yoğun bir tutku ve bağlılıktan geçiyor. İlginç bir gerçek var ki aşık olmaya neden olan serotonin seviyeleri, bir anksiyete bozukluğu olan obsesif-kompulsif bozukluğu olanlarda benzer oranlarda bulunur. Aşık olduğunuzda sürekli, o kişiden başka bir şey düşünememenizin nedeni, muhtemelen bu bulgudan kaynaklı.