Azınlık, çoğunluğun taklidinin reddi, çoğunluk azgınlığından kendini tecrit ya da ayrık tutma eğilimi ve sonunda kesinlik kazanmış ayrıklığıdır.

İkizleşme/aynılaşma diye kavramlaştırabileceğimiz düşün ve davranış biçimindeki kalıplar, kendi içinde duraklamalarına bile gelişme dedirtebilecek algılar oluştururlar. Bu oluşum ve etki, bireyselden toplumsala doğru büyür.

Yayılmış olan düşünce, yayılacak olan düşünceye referanstır ve derinliğe engel olacak şekilde formüle edilmiş olmaları onları popüler kılar. Popüler olanın beğenilirliği ile niteliği genellikle çatışır.

Düşünceye yatkınlık, düşüncenin yaygınlaşmasını ve yaygınlaşma sonucu o düşüncenin kazanılmış olmasını sağlar. Düşünmek zorunda kalmamak kolaycılığı, daha önce düşünülmüş olanın kendi üzerinde döllenmesine rıza göstermektir. Bu döllenmede zihin, sadece taşıyıcılık yapacaktır.

Bu atıl bir uzlaşmadır.

Çoğunluğun düşün ve davranış biçimleri aslen değil; vekaleten kopyalama biçimleridir. Azınlık bu kopyalamaya itilaf etmez. Müttefik kalır. Bu uzlaşmamadır.

Jean Baudrillard’ın sesini bu noktada duymak gerekir:

“Tekili, çoğula yeğlemek gerekir.”

Çoğunluğun doğurduğu kavramlar, azınlığın doğurduğu kavramlardan çok görünse de yararsızdır.

Azınlık, çoğunlukta doğurmayandır.